Akıl Hastanesindeki Son Yıldız: Göğün Gizlediği Ahit

Akıl Hastanesindeki Son Yıldız: Göğün Gizlediği Ahit…

Akıl hastanesi, geceleri insan ruhunun en karanlık düşüncelerini bile susturamayacak kadar sessizdi.

Saint-Rémy’nin taş duvarları, her gece biraz daha içe doğru çöküyor gibi hissedilir, içeridekilerin zihnini usul usul duvarların soğukluğuna işlerdi.

Ve o gece, bu sessizlik bile bazı şeyleri saklamaya yetmiyordu…. sanki sessizlik bile gerçeğin ağırlığından çatlayacak gibiydi.

Hemşire Léonie, koridoru turlarken odalardan hiçbir ses gelmemesine aldırmamıştı;

fakat merdivenlerden avluya doğru uzanan ince bir gölge gördüğünde, kalbi birden hızlandı.

Gölge kıpırdadı, uzadı, küçüldü…

Sanki insan gölgesi değil, yıldızların yere düşmüş silik bir yansımasıydı.

Gölgenin sahibi Vincent van Gogh’tu.

Ama o geceki Van Gogh, Léonie’nin daha önce gördüğü hiçbir hastaya benzemiyordu.

Yüzündeki ifade garip bir teslimiyeti, acıdan yontulmuş bir bilgelik kırıntısını, fırtınanın içinden bir anlığına geçen berraklık hissini taşıyordu.

Léonie fısıldadı:

Bay Van Gogh… bu saatte dışarıda ne yapıyorsunuz?”

Van Gogh’un gözleri göğe kilitlenmişti.

Bakmıyor, sanki göğün içine doğru derinleşiyordu. Bu göğü daha önce böyle görmemiştim, dedi.

Sesi hem uzak hem de ürpertici biçimde sakindi.

Bu gece bir sır saklamıyor… tam tersine, sakladığını açıyor.Hemşire tedirginleşti.

Ne sırrı? Van Gogh gülümsedi…. çökmüş bir adamın değil, bir şeyi nihayet fark etmiş birinin gülüşüyle.

Her şey dönüyor, Léonie.

Yıldızlar… kader… insanın karanlıkta kalmış hatıraları…Hepsi bir merkeze çekiliyor.

Kuyu gibi.

Léonie: Kuyu mu? Van Gogh’un sesi daha da alçaldı. Bu akşam bir yüz gördüm. Karanlığın içinden yükselen bir yüz…O yüz çok şey biliyordu… ama kimseye söylemiyordu.”

Léonie geri çekildi. Gerçek mi? Yoksa…

Van Gogh onu yarım bıraktı:

Gerçek, çoğu zaman kimsenin duyamadığı yerdedir, Léonie.

Kuyu dibinde mesela.

Ya da bir adamın parçalanmış zihninin kıyısında.”

Avlunun ortasında görünmez bir tuvale fırça çekiyormuş gibi elini havada dolaştırdı.

Hareketlerinde bir sanatçının zarafetinden çok, bir hatırayı geri çağıran birinin kesinliği vardı.

“Ben o yüzü tanıyorum,” dedi.

“Sanki binlerce yıl öncesinden bir nefes gelip kulağıma değdi.

Kuyunun dibinden göğe bakan bir çocuk…”

Léonie ürperdi.

Neden size göründü?”

Van Gogh başını eğdi.

Belki bazı ruhlar iyileşmek için geçmişin karanlığına dokunmak zorundadır.

Göğe bir kez daha baktı; yıldızlar bu kez yalnızca parlamıyor, sanki birbirleriyle fısıldaşıyor gibiydi.

Léonie, göğün merkezinde ince bir spiral karanlık gördüğünü sandı… bir gözbebeği gibi.

Van Gogh’un sesi kısık ve titrek çıktı:

Bu yüz…Belki de Yusuf’un yüzüydü.”

Hemşirenin boğazı kurudu.

O an, adını açıklayamadığı bir korku içini kapladı. O gece Van Gogh sabaha kadar çalıştı.

Tuvalin karşısında görünmeyen bir hikâyeyi tekrar tekrar çiziyor gibiydi.

Fırça darbeleri hızlandıkça odanın gölgeleri şekil değiştiriyor, duvarlar nefes alıyormuş gibi dalgalanıyordu.

Sabah olduğunda Léonie içeri girdi.

Van Gogh uyuyakalmıştı.

Ve Yıldızlı Gece…

odanın ortasında duruyordu.

Léonie dikkatle yaklaştı. Yıldızların merkezinde incecik bir gölge vardı.Bir yüzün sınırları…

Kuyudan yukarı bakan gözler…

Tam geri çekilecekken, Van Gogh uykusunda fısıldadı:

Ben göğü çizmedim, Léonie…Göğe bakan çocuğun kaderini çizdim. Léonie dondu kaldı.

Odadan çıkarken bir kez daha tabloya baktı.

Ve o anda fark etti — yıldızların dizilişi tuhaf bir düzen oluşturuyordu. Bir merkez etrafında toplanmış küçük yıldızlar… Yanında soluk bir hilal…Bir köşede güneş gibi parlayan sarı bir girdap…

Ama bunların hiçbirine bir anlam vermedi.

Veremedi.

Bilmek istemedi.

Sadece hızlıca odadan çıktı.

Ve yıllar sonra Yıldızlı Gece’ye bakan bazı insanlar, nedenini bilmeden tablonun tam merkezine takılıp kalır:

Çünkü yıldızların arasında, çok derinlerde, bir kuyudan hâlâ biri bakıyordur.

Ve o düzen…

Bir rüyanın sessiz izidir.

The following two tabs change content below.
Vahap AYDOĞAN İlk ve orta öğrenimi Mardin yaptım. Diyarbakır Fatih Lisesinden mezun oldum. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden mezun olduktan sonra profesyonel olarak , Avrupa Avusturalya ve Amerika’ da sürreal biyografileri tuvale aktararak hem görsel hem de plastik sanatlar alanında eserler verdim. Türkiye’nin bir çok yerinde Karma ve kişisel sergiler açtım. Kültür sanat alanı ve birçok platformda farklı alanlarda yayınlar yapmaktayım. Son beş yıldır sadece kişiye özel tasarımlar yaparak eserelerimi dijital platformlarda @san_artt ismiyle yayınlıyorum… Özgün ve kendi ürettiğim biyografi temelli eserlerde insanın duygu dünyasını odak alan çalışmalar yaparak kişi ile tablo arasında bir köprü görevi görüyor, doğumun var olduğu her süreçte, ölümün de bir hakikat olduğu ve bu yolculukta insanların yaşamlarında topladığı anılarını, aşklarını, nefretlerini, acı hatıralarını ve aynı zamanda sevgiyi ve umudu da bir karede inşa etmeye devam ediyorum.
BU SAYFAYI PAYLAŞ

.