Bir Katliamın Vesikası Guernica’ya

Bir Katliamın Vesikası…Guernica’ya

İlk kez öldürdüğünde bir değil, sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da, zavallı bir kadının kocasını da, savaşa giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da..bütün bu kişileri öldürmüş olursun. İkinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişi öldürmüşsündür. Üçüncü kez ise, kimseyi öldürmüş sayılmazsın. AMAT ‘ta ki dizelerde geçen bu alışma hali günümüzün fotoğrafına fokuslanıyor adeta..

Tıpkı hayatımızda olağan hale gelen savaşlar ve savaşlarda öldürülen çocuklar gibi duygu dünyamıza da sirayet etmiş durumda…Hissizlik!

Bir devlet politikası, siyasi, iktisadi, milliyetçi ya da mezhepsel bakış açısıyla her savaşta ölen çocuklar…

Savaşlar hep var olmuştur… Belki Kabil’in Habil’i öldürdüğünden bu yana savaşsız bir dünya hiç olmamış.

Hep anlatıldı çocuklara savaş oysa…

Savaşı bir oyun olarak yaşar ve o oyunu oynarken ahşaptan silahlar yapardık.

Ve sonrası; savaştan doğan kahramanlar olur ve biz O ölen kahramanlar üzerinden minik kulaklara masalsı ölümler anlatmaya devam ederdik.

Ölümün bazen bir mertebe olduğu ve o mertebenin kutsiyetini anlatmak için kimi zaman vaazlar kimi zamanda özel geceler düzenledik. Düzenliyoruz da …Ve sonra biz, her savaşı meşrulaştırırken dünyada onbinlerce çocuk ölmeye devam ederdi…Ama bizler bütün savaşları çocuklar üzerinden temize çektik. Ve günah çıkardık…Ne yaptıysak çocukların geleceği için hamasetine devam ettik.

Milyonlarca insanın öldüğü Dünya savaşlarında bile devletlerin açıklamalarında kahramanlık ve hümanist öykülerle çocukları zehirledik.

Onların geleceği için, onların akranlarını öldürdük.

Gelecek kuşaklar; yani çocuklar için ölümü dahi kirlettik. Oysa çocuklar kirlendi, gelecek ve bizler kirlendik.Ve fakat Katliamların, kanlı savaşların öznesi zaferler olurken, çocuklar sadece bir matematiksel öğe olarak karşımızda durdu.

Peki bu karamsar skalada savaş karşıtları yada haksız gördüğümüz ülkelerin politikaları karşısında sessiz mi herkes?

Elbette değil!

Dünyada ve ülkemizde savaş karşıtlığı için birçok faaliyet yürütüldü ve yürütülmeye de devam edilmekte.

Savaş karşıtlığını ulusal anlamda sembolize eden eserlerin varlığıda azımsanmayacak boyutlarda.

Ama kanlı savaşlarda sanat ve sanatçılar çok büyük misyonlar üstlendi. Bu misyonun en büyük temsilcilerinden biri de Pablo Picasso oldu.

Tarihte sivil halka karşı havadan yapılan ilk bombardıman, İspanya’nın Guernica kasabası olmuştur.

Bu katliama sessiz kalmamak adına dünyanın en önde gelen sanatçılarından biri olan Picasso Dünya tarihine geçecek ve savaş karşıtlığının simgesi olacak o eseri yapmaya karar verir.

Öyle bir eser ki yakın zamana kadar Birleşmiş Milletlerin duvarlarında heybetiyle o vahşeti gözler önüne sermekten geri kalmamış.

Peki neydi Picasso’yu bu denli büyük bir eseri yaratmaya iten motivasyon.

Bu eser yaratılmadan önce dünya en kanlı savaşların olduğu bir dönemden geçiyordu .

20.yüzyılda 26 Nisan 1937 tarihinde Adolf Hitler ve Benito Mussolini’den destek alan Francisco Franco; Nazi ve İtalyan kuvvetlerinin yeni uçaklarını Guernica kasabasını hedef alarak, yeni bir bombalama taktiğini test etmek için Guernica’yı havadan bombalamaya başlar.

Bombalama esnasında askeri gücü olmayan kasaba kan gölüne döner. Vahşetin yaşandığı Guernica üç gün boyunca yanar, kasaba nüfusunun yarısı saldırıda hayatını kaybeder.1700 kişinin hayatını kaybettiği bir saldırı tarihe kara leke olarak geçmiş olur.

Katliamın yaşandığı zamanda Paris’te yaşayan Picasso, İspanya Hükümetinin isteğiyle Paris Dünya Fuar’ında sergilemek üzere Picasso’dan bir tablo yapmasını talep etmiştir.

Ne çizeceğine karar vermemişken saldırıyı bir gazetede görür ve konu olarak Guernica katliamını çizmekte karar kılar.

İspanyol sanatçı, kana bulanan sokakları, Annelerin, çocukların çığlıklarını ve vahşeti Guernica eserinde anlatmış olur.

Bugün bile tabloya bakarken iç burkan bir görüntüsüyle dünyanın en büyük savaş karşıtı eseri olmuştur.

Tablonun içeriğine bakacak olursak 3,5 metre yükseklik ve 7,8 metre genişlik ile dikkat çekici büyüklükte olan tablo; izleyiciyi tablo ile adeta bütünleştirir. Tuval üzerine sadece siyah ve beyaz yağlı boyayla yapılan eserde:

-solda başı arkada acı içinde cansız bir bedeni tutan kadın figürü göze çarpar.

-kadın karakterler ile beraber tabloyu aydınlatan alevler tabloya hakimdir.

-Eserin her bir noktasında Guernicadaki katliamın izleri gözlerden kaçmamakta.

-kübik metaforlar ve İspanya halkını temsil eden boğa motifleri de tabloda yer almaktadır.

-ölen çocuğunun yasını tutan perişan bir anne

-boş veya şaşkın ifadeyle onun omzunun üzerinden yükselen bir boğa

-ölen bir asker vücudunun altında kapana kısılırken acı içinde kıvranan yaralı bir at dikkatleri çeken başka bir sahne olmuştur.

Eserle ilgili yüzlerce yorum yapılabilir elbette.

Eserin çiziminden sonra dünya gündemine oturan çalışma, savaş karşıtlarının sembolü haline gelmiştir.

Picasso, Guernica eserini çalıştığı sırada şu sözleri ile dikkatleri üzerine çeker:

İspanya’nın mücadelesi; insanlara, özgürlüğe yapılan saldırıya karşıdır. Ressam olarak hayatım boyunca sürekli sanatın ölümüne karşı durmaya çalıştım. Benim gericilikle ve ölümle anlaşma içinde olduğumu kim bir an için bile olsa düşünebilir? Üzerinde çalıştığım Guernica ismini vereceğim resimde ve son zamanlardaki tüm eserlerimde, İspanya’yı acı ve ölüm okyanusuna batıran askeri sınıfa duyduğum nefreti açıkça göstermekteyim.

Eser hakkında farklı bir detay da Picasso ve Alman bir general arasında geçen diyalog olmuştur. sergi esnasında Alman bir general Picasso’ya yaklaşır ve sorar ‘‘Bu tablo sizin mi eseriniz?’’ Diye sorar Picasso da ‘‘Hayır, bu sizin eseriniz.’’ diye cevap verir. Bu söz tarihe bir not olarak anekdotlarda kayıt altına alınır.

Pablo Picasso’nun eseri Dünyanın bir çok ülkesinde sergilenerek çok büyük beğeni toplar.

Böylece İspanya’daki iç savaşa diğer ülkelerin ilgisi de çekilmiş olur.

Guernica, sadece bir tablo olmak ile sınırlı değildir. Trajedi ve savaşın bireyler üzerindeki acı verici etkilerinin de bir aynasıdır. Tablo zaman içinde, savaşın yarattığı travmaların anımsatıcısı, savaş karşıtı ve barış yanlısı düşüncelerin sembolü bir kült haline gelmiştir.

Savaşlar ile ilgili şu notları düşmeden geçmek istemedim.

Birleşmiş Milletlerin 1994 tarihli raporunda ilginç karşılaştırmalara yer verilmiştir (United Nations Development Program, Human Development Report)

Hindistan, Rusya’ya sipariş ettiği 20 adet MIG-29 savaş uçağına vereceği para ile okula gidememiş,

15 milyon kız çocuğunun eğitimini sağlayabilirdi.

İran, Rusya’dan aldığı iki denizaltı parası yerine tüm ülkeye uzun süre yetecek ilaç giderini karşılayabilirdi.

Nijerya, İngiltere’den aldığı 80 tank maliyetine 2 milyon çocuğu aşılayabilir, 17 milyon aileye aile planlaması eğitimi verebilirdi.

Şu bir gerçekki Savaşlar artık savaş meydanlarında değil sivil kayıpların olduğu kent merkezlerini de vuruyor, bu oran %10’lardan %90’lara yükselmiş durumda.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan 200’e yakın savaşta 30 milyona yakın insanın öldüğü gerçeğini de gözden kaçırmamalıyız.

Son olarak bir anektodla bitirmek isterim…

Henüz 15 yaşında iken Liberya’daki İç savaşa “çavuş” rütbesi ile katılan Lawrence Moore’un, savaş bittiğinde ne yapacağını soran gazeteciye verdiği yanıt Dünya’nın içindeki durumu özetliyor gibi. “ Annem Amerika’da, oraya gidip deniz piyadesi olacağım” der.

Sanatla sağlıkla…

 

 

 

The following two tabs change content below.
Vahap AYDOĞAN İlk ve orta öğrenimi Mardin yaptım. Diyarbakır Fatih Lisesinden mezun oldum. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden mezun olduktan sonra profesyonel olarak , Avrupa Avusturalya ve Amerika’ da sürreal biyografileri tuvale aktararak hem görsel hem de plastik sanatlar alanında eserler verdim. Türkiye’nin bir çok yerinde Karma ve kişisel sergiler açtım. Kültür sanat alanı ve birçok platformda farklı alanlarda yayınlar yapmaktayım. Son beş yıldır sadece kişiye özel tasarımlar yaparak eserelerimi dijital platformlarda @san_artt ismiyle yayınlıyorum… Özgün ve kendi ürettiğim biyografi temelli eserlerde insanın duygu dünyasını odak alan çalışmalar yaparak kişi ile tablo arasında bir köprü görevi görüyor, doğumun var olduğu her süreçte, ölümün de bir hakikat olduğu ve bu yolculukta insanların yaşamlarında topladığı anılarını, aşklarını, nefretlerini, acı hatıralarını ve aynı zamanda sevgiyi ve umudu da bir karede inşa etmeye devam ediyorum.
BU SAYFAYI PAYLAŞ

.