İZLENİMCİLİK VE MODERN TÜRK RESİM SANATININ DOĞUŞU

İZLENİMCİLİK VE MODERN TÜRK RESİM SANATININ DOĞUŞU

Doçent Dr. Abidin Müslüm BAYSAL

 Bu yazımda; Resim Sanatı açısından, İzlenimci Sanat anlayışını doğuran tarihsel nedenler ile sonrasında oluşan İzlenimci ilkeler ve bu ilkelerin üslupsal olarak Türk Resim sanatına olan etkilerini incelemeye çalıştım.

19.yüzyıl, insanlığın yaşadığı en çalkantılı zaman dilimlerinden biri olmuştur. Napolyon önderliğinde Fransa’nın tüm Avrupa’yı fethetmesi ve sonrasında yaşanan gelişmelerin etkisiyle tüm Avrupa’yı saran devrimler ve isyanlar, toplumsal ilişkileri derinden etkilemiştir. Değişen ekonomik ve siyasal sistemler ve bunların felsefi açıdan ortaya çıkardığı düşünüş biçimleri, başta sanat olmak üzere her alanda yeni bir yaklaşım arayışını zorunlu kılmıştır. Fikri alanda yaşanan bu gelişmelere paralel olarak, fotoğraf makinesinin icadının ortaya çıkardığı yeni durum ise, dönemin resim sanatçılarını, ortaya çıkan bu yeni gerçeklik üzerine düşünmeye ve tartışmaya sevk etmiştir. Dönemin avangart ruhlu sanatçıları, Plastik imgenin, sadece, dış gerçekliğin taklitte dayalı realist temsili üzerinden hayat bulmasını, zamanın ruhu açısından uygun bulmamışlar ve süreci bu açıdan değerlendirilerek yeni ilkelerin arayışına girmişlerdir. Böylece, “İzlenimcilik Akımının” doğuşu gerçekleşmiştir. Modern sanatın doğuşunu temsil eden İzlenimci Sanat anlayışı, geleneksel anlayışı temsil eden realist ve akademik sanatın ilkelerine karşı savaş açmıştır. Avrupa Sanat çevreleri üzerinde hızlı bir etki yaratan İzlenimci yaklaşım, yaklaşık elli yıllık bir gecikme sonrası, 1908-1914 yılları arasında Avrupa’ya sanat eğitimi almaya gönderilmiş, genç Türk Sanatçıları tarafından da benimsenmiştir. Çallı Kuşağı olarak da anılan bu genç sanatçılar, Türkiye’ye döndükten sonra İzlenimci Üslupta eserler üretmişlerdir. Böylece Türkiye’de ilk kez modernist sanat anlayışına dayalı resimler yapılmaya başlanmış ve Modern Türk Resim Sanatının, tarihsel açıdan ilk basamağını oluşturan İzlenimci sanat anlayışı, Türk Sanatçıları, dünya Resim Sanatında yaşanan gelişmelere, paralel yönde eserler üretmeye motive etmiştir. Böylece Türk Resim Sanatında modernleşme serüveni başlamıştır. Dolayısıyla bu çalışmada; İzlenimciliğin, resim sanatımız üzerinde ki etkileri her yönüyle incelenmeye çalışılmıştır.

Dünya tarihine, “Tarım Devrimi”, “Sanayi Devrimi” gibi çağsal döngüler perspektifinden bakıldığında, insan medeniyetini oluşturan, başta sanat olmak üzere bilimsel, teknolojik ve kültürel gelişmelerin ortak bir zamansal varoluş içinde birbirini tamamlamadığı görülmektedir. Modernizm olarak adlandırılan, tarihsel döngünün, sanatsal varoluşunun başlangıcı ise “İzlenimcilik” akımının doğuşuyla birlikte, 19.yüzyılın ikinci yarısından sonra Fransa’da kendini göstermiştir.

İzlenimci sanat anlayışı, kendini, akademik olana karşı bir reddediş üzerine inşa etmiştir. Çünkü zaman, insanlığı yeni bir evreye getirmiştir ve eski olan yeni olana cevap üretememektedir.  Bu durum tarihsel bir yazgı gibidir. Eski olan, yeni olanı önce alaya alır, sonra karşı çıkar ama sonunda onu kabullenmek zorunda kalır. İzlenimci sanatçılarda başlangıçta aynı kaderi yaşamışlar ve reddedilmişlerdir. Ama bu sanatçılar reddedilmeyi kabullenmemişler ve sonrasında göstermiş oldukları istikrarlı bir çabayla yeni olanın sanatsal ruhunu yaşatmayı bilmişlerdir. Avangart bir ruha sahip olan bu sanatçılar, kararlı duruşlarıyla, sadece “İzlenimci” sanat için değil, sonrasında gelecek diğer yeni kuşak avangart sanatçılar içinde örnek olmuşlardır. Modernist paradigmanın sanat cephesinde açmış olduğu bu geri dönüşü olmayan yol, gelecekte de sanatçıları zamanın ruhunun inşasının vazgeçilemez aktörleri haline getirmiştir. Dolayısıyla artık sanat, dekoratif olanın temsilini barındıran imgenin kapsayıcısı değil, kavramdan beslenen yaratma gücünün mevzisi olarak yeni bir boyut kazanmıştır.

Modernist ruh, İzlenimci sanat anlayışı üzerinden Batı Dünyasını kendi rengine boyarken, bu tarihsel süreci kendi özgül şartlarından dolayı geriden takip etmek zorunda kalan Osmanlı İmparatorluğu ise İzlenimci sanat anlayışını yaklaşık olarak elli yıllık bir gecikmeyle yaşamıştır. Tanzimat Fermanıyla başlayan Osmanlının modernleşme sürecinin, sanat alanındaki ilk büyük yansıması Çallı Kuşağı olarak da anılan sanatçı gurubunun yapıtlarıyla hayat bulmuştur. Sanayi-i Nefise Mektebi ve Deniz Harp Okulu mezunu yetenekli öğrencilerin, 1910-1914 yılları arasında Avrupa’da almış oldukları eğitimler yoluyla edindikleri modern sanat anlayışları, onları İzlenimci üslupta sanat yapmaya teşvik etmiştir. Avrupa görmüş bu genç yeteneklerin, ülkenin sanat ortamına getirmiş oldukları yeni soluk, Modern Türk Resim Sanatının omurgasını oluşturacak düzeyde etkiler yaratmıştır. Böylece Türk Resim Sanatı tarihinde, ilk kez modernist manada, üslupsal bir ortak tavır gerçeklik kazanmıştır. Ayrıca diyebiliriz ki, o dönem içerisinde üretilen İzlenimci üslupta yapılmış olan resimler, akademik katı kuralların dışında sanatçı özgünlüğünü de önceleyen bir anlayışın temsilcisi olmuşlardır. Dolayısıyla İzlenimci sanat anlayışının Türk Resim Sanatına yapmış olduğu katkıların önemi, hem modernist tavır açısından, hem de sanatçıların kendi özerk tarzlarını inşa edebilmelerine sağlamış olduğu olanaklar açısından düşünüldüğünde, çok daha iyi anlaşılacaktır.

Yukarıda yapmış olduğum kısa girizgâhtan sonra konumuzu tüm yönleriyle ele almaya çalıştığım satırlara geçelim.

Sanat tarihine, sanat akımları penceresinden baktığımızda, kronolojik bir sıralama içinde, birbirini takip eden kompartımanlar halinde ilerlediği görülecektir. Bir önceki kompartıman ve onu var eden ilkeler bir sonraki için hep eski ve aşılması gereken ilkeler olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyla, diyebiliriz ki tarih boyunca, eskiyle, yeni olan arasındaki savaş ilerlemenin temel motivasyonunu yaratmıştır. 18.yüzyıl Avrupası’nda Aydınlanma çağı olarak kabul edilen, aklın egemenliğine dayalı ve her türlü dogma ve tutuculuğu reddeden yeni bir dönem başlamıştır. Bu yeni dönem, Sanayi Devrimi sonrası, bilim ve teknolojide yaşanan gelişmelerle birlikte yeni bir toplumun ve yeni bir insan anlayışının doğumuna öncülük etmiştir.

19.yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da ortaya çıkan ve Modernizm olarak isimlendirilen bu dönem içerisinde çok önemli gelişmeler yaşanmıştır. Modernist düşünür ve sanatçılar, sanayileşmeyle beraber gelen yoğun şehirleşmeyi ve bu yoğun şehirleşmenin yarattığı toplumsal ve bireysel sorunların, eskinin kodlarıyla çözülemeyeceğini iddia etmiştir. Ve bunun için başta sanat olmak üzere her şeyin yeni bir bakış açısıyla ele alınması ve yeniden tanzim edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Modernist düşünceyi hayata geçirebilmek içinde, özellikle, sanatın, yeninin felsefesinin oluşturulmasında ve bunun toplumsallaştırılmasında öncü bir görev üstlenebileceği görüşünü savunmuşlardır. Bu bağlamda, yeni olanın, sanat hayatında kendine yer açması, sonrasında  “İzlenimciler” olarak kabul edilecek olan avangart sanatçıların çabalarıyla mümkün olmuştur. 1863 yılında Paris Salonu Jürisi tarafından reddedilen sanatçılar, eserlerini Reddedilenler Salonu olarak isimlendirilen başka bir sergi alanında sergilemişlerdir. O dönem için büyük bir sansasyon yaratan bu olay, sonrasında avangart sanatçıları, kendi eserleri için başka sergi alanları bulmaya teşvik etmiş ve kendi özerkliklerinin ilk adımlarını atmayı başarmışlardır.

“İzlenimcilik (Empresyonizm), Monet, Renoir, Sisley, Bazille gibi sanatçıların 1860’larda akademilere karşı çıkarak kendi aralarında bir grup oluşturmasıyla gelişmeye başlar. Daha sonraları C. Pıssarro, Cezanne, Berthe Morisot (1841–95), Armand Guillaumin (1841–1927) ve Degas’nın da katılımlarıyla bu grup özel sergiler düzenlemeye başlamıştır”. (1) “İzlenimci grup, adını ilk sergilerinde yer alan Monet’nin İzlenimler: Gündoğumu (1872, Paris) adlı yapıtından almıştır”.(2) ”Empresyonizm bir izlenimin uyardığı duyumların, duyulduğu biçimde üretildiği bir resim yöntemidir ve empresyonist sanatçı, genellikle, bilinen kurallara aldırmaksızın kendi kişisel izlenimlerine göre resim yapmayı amaçlar”. (3) Ayrıca, İzlenimci resim anlayışının doğuşunda, John Constable ve François Millet’in öncülüğünü yapmış olduğu Barbizon Ekolü’nun manzara resmi anlayışının da önemli ölçüde etkili olduğu bilinmektedir. Ayrıca, Monet, Sisley ve Pissaro gibi gurubun önemli isimleri Londra’da peyzaj resminin en önemli isimleri olarak kabul edilen Turner ve Bonington’un eserlerini incelemişlerdir. Ve İzlenimci resim anlayışının biçimsel altyapısını şekillendirmişlerdir.

Dönemin hakim olan sanat çevreleri “izlenim” kavramını, yapılan sanatı küçümsemek için bitmemiş eser olarak tanımlamak istemiştir. Gurubu oluşturan ressamlar, dönemin akademik gelenekselci güçleri tarafından, klasik değerlere saldırı içinde olmakla suçlanmıştır. İzlenimci sanatçılar, dinsel, mitolojik ve öykücü resim anlayışının konu edindiği başlıkları, sanatlarına konu edinmeyi reddetmişlerdir. “Onun yerine resmin duyusal izlenimleri nasıl yakalayabileceğini keşfetmeye girişirler. Hepsinden öte, ışık, renk ve hareket duyumlarını yaratmayı amaçlarlar. Rengi, eşit gölge ve tonlar yerine çok daha dağınık, seyrek fırça darbeleriyle uygulamışlar; akademili ressamlara göre daha açık ve parlak renkler kullanmışlardır.” (5)İzlenimci imgenin, yaratıcı öznesi olan sanatçı, resmine konu edindiği dış gerçekliği, dış gerçekliğin nesnel düzeyde kendini gösterme biçimleri üzerinden algılamakla yetinmemiştir. Dış gerçekliğin, ışığın varlığıyla, kendini gösterebilmiş olduğu görünen formlarının, yine gün içinde ışığın değişimiyle kendinde oluşan görünüm değişiklikleri, sanatçı için, yeni bir imgelemin plastik olarak hayat bulmasına kapı açmıştır. Açık havada ışığın yarattığı anlık hızlı değişimleri, duyuları yoluyla hızlıca algılayıp tuvallerine yansıtmak isteyen sanatçılar, klasik perspektifi yapıtlarında uygulamamışlardır. İzlenimci sanatçılar açık hava peyzaj resimlemelerinin dışında, neşeli insan guruplarıyla dolu olan kahveleri, caddeleri ve bulvarlarında kent görünümleri içinde resmetmişlerdir.

İzlenimci sanatçıların eserlerinde “Derinlik, figürlerin farklı boyutları ve mekânsal konumlarıyla elde edilmiştir. İzlenimciler cisimleri gördükleri gibi betimlemekle birlikte, kesin dış çizgiler kullanmayarak biçim özgürlüğüne ulaşmışlardır. Işık önemli bir öğe olarak kullanılmış, koyu tonlardan kaçınılarak, ışığı en iyi yansıtan parlak ve açık renkler yeğlenmiştir. Boyalar palette karıştırılmadan; ayrı ayrı ve tek tek birbiri üzerine gelen fırça vuruşlarıyla uygulanmış, ışıltılı etki bu yöntemle elde edilmiştir. “Su” ve “kar”, yansıtıcı niteliklerinden ötürü en sevilen temalardır. Renk ve teknik açısından ortak bir dil geliştirmelerine karşın izlenimcilerin konu ve anlatım biçimi birbirinden farklıdır. Renoir, kadınları, çocukları ve neşeli sahneleri; Degas, atları, balerinleri ve ev işleri yapan kadınları; Sisley, Pissarro ve Monet’se doğa görünümlerini betimler. Bir başka ortak yanları da konu ne olursa olsun anlık izlenimleri yakalamalarıdır”. (7)İzlenimci sanatın kendi gelişim süreci içerisinde yaşanan bazı farklı sanatçı yaklaşımları, “Yeni İzlenimcilik” olarak isimlendirilen bir dönemi başlatmıştır. Georges Seurat ve Paul Signac öncülüğünde bir bağımsız sanatçı gurubu oluşmuştur. Bu sanatçı gurubu, 1886 yılında açılan son İzlenimci sergide, kendi çalışmalarını bir oda da sergilemek istemişlerdir. Ve bu olay sonrasında bu gurup “Yeni İzlenimciler” olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Yeni İzlenimci sanatçılar için, ışığın anlık değişimlerini yakalayıp resimlerine aktarmak temel motivasyon olmaktan çıkmıştır. Resimlerinde, gözün, görme ve algılama gerçeğinden yola çıkarak, noktacılık (puantilist) olarak isimlendirilen yeni bir teknik yaklaşım sergilemişlerdir.

 

19.yüzyıl sonlarına doğru, Yeni İzlenimcilik sonrası, sanat hayatlarına İzlenimci olarak başlayan Paul Cezanne, Vincent van Gogh ve Paul Gauguin gibi sanatçılar, İzlenimciliğin bazı ilkelerini esneterek kendi üsluplarının hakim olacağı yeni bir sanatsal bakış açısı geliştirmek istemişlerdir. Art İzlenimci olarak tanımlanan bu sanatçılar, kişisel imgelemlerini, daha özgürce ifade edebilecekleri bir plastik biçim anlayışı, oluşturmanın çabasına girişmişlerdir.

Avrupa’nın sanat başkentlerinde İzlenimcilik rüzgârları eserken, Osmanlı Devleti’nde batılı sanat anlayışı henüz emekleme aşamasındadır. 18.yüzyılın sonlarına doğru, özellikle askeri alanda gerçekleştirilmeye çalışan modernleşme hareketleri neticesinde Askeri Mühendishane kurulmuştur. Kurulan bu okulda resim dersleri ve beraberinde perspektif dersleri verilmeye başlanmıştır. Bu eğitimlerin verilmeye başlanmasıyla birlikte, Minyatür sanat geleneği içerisinden gelen resim anlayışımız, ilk defa modern resmin kurallarıyla tanışmıştır. Batılı manada resim eğitimi alan gençler arasından, yetenekli olanlar bu konuda teşvik edilmişlerdir. Bu gurup içinde anılan isimler arasında, ilk olarak yurtdışına gönderilmiş olanlar, Ferik İbrahim Paşa ve Ferit Tevfik Paşa’lardır. Devam eden yıllarda ise Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyid, Hüseyin Zekai Paşa ve Osman Nuri Paşa’da Avrupa’ya sanat eğitimi almaya gönderilmişlerdir. Dolayısıyla Batılı manada ilk resim uygulamalarını bu asker kökenli sanatçılar gerçekleştirmişlerdir.

 

 

Ayrıca 1840 yılında Abdullah Kardeşlerin fotoğraf makinesini Osmanlıya getirmesi ile birlikte, asker kökenli veya değil birçok ressamın, çeşitli İstanbul manzaralarını atölyelerinde fotoğraftan bakarak resmettikleri bilinmektedir. Primitifler olarak da anılan bu gurup, dinen caiz olmadığı için resimlerinde insan figürü kullanmamışlardır. Daha çok Askeri okul mezunlarının hakim olduğu Osmanlı Resim Sanatı “1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kuruluşuyla resim öğrenimi sivillerin hizmetine intikal etmiş oluyordu. Böylece güzel sanatların Batılı anlamda ki resim anlayışı filizlenecek yeni bir zemin kazanıyordu.” (11) Çok yönlü biri olan ve ayrıca iyi bir ressam olan Osman Hamdi Bey’in kurmuş olduğu Sanayi-i Nefise Mektebi’yle birlikte, Osmanlı Resim Sanatı, sivillerin sanat eğitimi için önemli bir mevzi olmuştur. Ayrıca Osman Hamdi Bey, Türk Resim Sanatı’nda ilk defa çok figürlü resimsel kompozisyonu kullanan sanatçı olmuştur.

 

Sanayi-i Nefise Mektebi’nden mezun olan genç ressamlar, İkinci Meşrutiyetin’de getirmiş olduğu özgürlük havası içerisinde bir ilki gerçekleştirmiş ve 1909 yılında Sami Yetik’in başkanlığında Osmanlı Ressamlar Cemiyetini kurmuşlardır.  Okuldan başarıyla mezun olup Avrupa Bursu kazanan öğrenciler, yurtdışına sanat eğitimi almaya gönderilmişlerdir. O dönem ayrıca Deniz Harp Okulu mezunu olan Ruhi Arel, Hikmet Onat ve Ali Sami Boyar gibi isimlerde, sanat eğitimi almak için Avrupa’ya gitmişlerdir. 1910 yılında Avrupa’ya gönderilmiş olan ve 1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine yurda dönmek zorunda kalan bu genç kuşak, Türk Resim Sanatı’nda “İzlenimciler” olarak da isimlendirilen önemli bir evreyi temsil etmektedirler. Bu kuşağı oluşturan önemli isimler ise, Şevket Dağ (1876-1944), Sami Yetik (1878-1945), Mehmet Ruhi Arel (1880-1931), Ali Sami Boyar (1880-1967), Nazmi Ziya Güran (1881-1937), İbrahim Çallı (1882-1960), Hikmet Onat (1882-1977), Feyhaman Duran (1886-1970), Namık İsmail (1890-1935)’dir.

Tansuğ (2012) bu kuşağı şöyle tanımlamaktadır: “Batı eğitiminden dönen “1914 kuşağı” bir diğer adıyla “Çallı kuşağı” sanatçıları, resim anlayışları ve üslup eğilimleriyle Paris’te bulundukları sırada etkilenmiş oldukları İzlenimcilikle yakınlıklar kurmaları nedeniyle “Türk İzlenimcileri” olarak da adlandırılırlar. 1914 kuşağının aynı zamanda “Çallı Kuşağı” olarak anılmasının bir diğer sebebi döneminde popüler bir figür olarak “Çallı İbrahim’in bir Anadolu kasabası insanı olmaktan kaynaklanan kavruk, ama esprili anekdotları ve bohem yaşamıyla ün yapmış olmasıdır.”(13)

Çallı Kuşağı olarak anılan ressam gurubu, batılı manada İzlenimciliği, Türk Resim Sanatının gündemine sokmadan önce Hoca Ali Rıza ve Halil Paşa gibi önceki kuşakları temsil eden sanatçıların eserlerinde İzlenimci etkiler görülmüştür. Özellikle, eğitim almak için yurtdışına gitmemiş olmasına rağmen, Türk manzara resminin çok önemli bir ismi olan Hoca Ali Rıza’nın resmetmiş olduğu İstanbul manzaraları çok etkileyicidir. Işığı, şeffaflaştırıcı etkisiyle, renklerinin üzerinde ustaca kullanan ressam, seçmiş olduğu sıcak renklerin yarattığı ışıltılı atmosferle İzlenimci anlayışa yakın eserler üretmiştir.

Ayrıca “Paris eğitimini tamamlayarak yurda dönen Halil Paşa’nın bazı resimlerinde ise Batıda bir okul kimliğini kazanmaya başlamış olan İzlenimciliğin etkileri görülebilir. Ayrıca Tansuğ’a (1994) göre ise “Işık öğesinin büyük devrimcisi ise Halil Paşa’dır. Halil Paşa’dan önce ışık öğesinin renk değerleriyle aynı oranda kaynaştığı bir başka örnek şimdilik bulamıyoruz” (15) Dolayısıyla, Hoca Ali Rıza Bey’in ve Halil Paşa’nın manzara resim anlayışının ve aydınlık paletinin, 1914 Kuşağı Türk İzlenimcileri üzerinde çok büyük etkileri olduğu düşünülmektedir.

 

 

Ayrıca, Çallı Kuşağı’ndan Nazmi Ziya gibi bazı sanatçıların, sanat eğitimi almak için yurtdışına gitmeden önce, Hoca Ali Rıza’dan ders aldıkları bilinmektedir. Bu durum bize göstermektedir ki, yurtdışına sanat eğitimi almaya giden genç sanatçılarımızda, önceden edinilmiş, sıcak renklerden oluşan ışıltılı bir manzara resim üslubunun etkileri oluşmuştur.

Böylece  “Avrupa’da Fernand Cormon, Jean-Paul Laurens ve Albert Lauresn gibi isimlerin atölyelerinde akademik eğitim almış olan “Çallı ve arkadaşları yurda döndüklerinde bu akademik eğitimin tersine, izlenimci anlayışta resimler yapmışlardır. Aslında bu durum, bir rastlantı veya dönem üslubunu sürdürmek gibi bir anlayıştan dolayı değil, Türk resim sanatı gelişim sürecinin ait olduğu doğal diyalektiğe bağlıdır. Çünkü 1914 kuşağının sahip çıktığı izlenimcilik, Paris’te 1870–1880 yılları arasında gücünün doruğunda iken artık 1910’lu yılların başında yerini çoktan yeni akımlara bırakmış, bu yıllarda Matisse, renkle ilgili sorunlara eğilmiş, Cezanne’ın etkileriyle Kübizm gündeme gelmiştir”.(17)

Avrupa’da resim sanatında yaşanan bu baş döndürücü gelişmelere rağmen, o dönem özellikle Paris’te sanat eğitimi almakta olan genç kuşak Türk Ressamları, akademik eğitimin yoğunluğundan dolayı güncel olanı takip edememişler ve müzeleri gezmekle yetinmek zorunda kalmışlardır. Özellikle canlı modelden yaptıkları desen çalışmaları ve Nü resimler eğitimlerinin önemli bir bölümünü kapsamıştır. Ayrıca Dilmaç’a (2011) göre; bir gurup Türk öğrenciye ders veren “Cormon doğanın asıl eğitimci olduğunu düşüncesine sahipti ve öğrencilerini bu düşünce doğrultusunda dış mekânlarda çalışmalar yaptırmıştır” (18) Cormon’un yaptırmış olduğu bu dış mekan çalışmalarının, Çallı Kuşağı içinden bir gurup ismin İzlenimciliğe yönelmesinde önemli etkileri olduğu düşünülmektedir.

Paris’te aldıkları bu yoğun akademik eğitime rağmen, “Çallı, Onat, N.Ziya, Duran ve N. İsmail gibi sanatçıların izlenimciliği seçmelerinin bir diğer nedeni de, kendilerinden önceki kuşaktan ileri bir düzeyi ve anlayışı temsil etmelerine rağmen onlarla ortak noktaları olan ve onlardan miras aldıkları manzara geleneğinin, Fransız izlenimcilerinin de çok çalıştıkları bir konu olmasıdır”. (19)

Gecikmeli de olsa, İzlenimci Sanat anlayışı, Türk Resim Sanatında, çoğunlukla Fransız İzlenimcilerden etkilenmiş olan Çallı Kuşağı Sanatçılarının, Avrupa’dan yurda dönmeleri ile birlikte hayat bulmuştur. Kuşağın sanatçılarının, resimsel üslupları, üretmiş oldukları eserler üzerinden, “Akademik İzlenimcilik” olarak değerlendirilmiştir.

Avrupa’da almış oldukları bu çok yönlü sıkı eğitim sonrası yurda dönen, “İbrahim Çallı ve kuşağı İstanbul’a döndüklerinde ürettikleri resimlerle sanat çevrelerinin dikkatlerini üzerlerine çekerler. Türk ressamlarının Hoca Ali Rıza ile tanıdığı ışık ve renk uyumunun yarattığı göreceli çekicilik, Çallı ve arkadaşlarının resimlerinde sanatsal bir kimlik kazanır; tekniği, bilgisi ve becerisiyle”. (20)

Ayrıca bu sanatçılar, sahip oldukları bilgi ve becerileriyle “Haliç ve civarı ile Boğaziçi kıyılarını büyük bir ustalıkla resmederek, Türk resminde “Boğaziçi manzaraları” diye bilinen türün yaratıcısı oldular”. (21) Çallı Kuşağı “sanatçısının nesnel realite karşısındaki tutumu, Batılı sanatçıda olduğu gibi yakalanmış bir anın saptanmasından ibaret değil, o anı ebedileştiren saklı bir abstraksiyonu biçimlendirmesidir. (22) Her ne kadar Çallı Kuşağı ressamları, homojen bir sanat ve üslup anlayışına sahipmişler gibi gözükseler de aslında her birinin kendine özgü bir üslup yaratma çabası içinde oldukları görülmüştür. “Kuşkusuz Türk usulü izlenimciliğin farkı da buradadır. Geleneksel olarak renk öğesine ışığa bağımlı bir ebedilik atfedilmiş olması, çelişkinin özünü oluşturur ve yerel izlenimciliğin atmosfer duyuşu bununla belirlenir” (23) Batı sanatından yoğun olarak etkilenmiş olmalarına rağmen, Çallı kuşağı, tarihsel olarak yüklendikleri sanatsal misyonları gereği, kendilerine özgü izlenimci bir resim anlayışının doğuşuna ve Türk Resim Sanatının kalıcı olarak batılılaşmasına kapı açmıştır. Kuşak sanatçıları, Modern sanatın Türk Halkına tanıtılması ve yaygınlaştırılması amacıyla 1916 yılından başlayarak, 1951 yılına kadar her yıl düzenlenmiş olan Galatasaray Sergilerinin açılmasında önemli rol oynamışlardır. Böylece Çallı Kuşağı Ressamları, Türk Resim Sanatı tarihinde kendilerine özgü bir yer edinmeyi başarmışlardır.

İzlenimci Türk Resmini oluşturan isimlerden akla ilk gelen, bu kuşağa ismi de verilmiş olan İbrahim Çallı’dır. Sanatçı, eserleri, sanatçı kişiliği ve eğitimci yönüyle, Türk Resim Sanatının kilometre taşlarından biri olarak kabul edilmiştir. İzlenimciliğin heyecanlı ruh haline sahip olan sanatçı,  “Resimlerinde tablonun çizgisel yapısına, düzenine önem vermemiş, renklerle oynamak, resmi hemen renklendirmek, aceleci sanatçı kişiliğinin bir yansıması olarak yaptığı bütün resimleri etkilemiş, bütün konuları denemiştir”. (24)

 

Türk İzlenimcilerin bir diğer önemli ismi de Nazmi Ziya Güran’dır. Sanatçı Sanayi-i Nefise Mektebine girmeden önce Hoca Ali Rıza Bey’den resim dersi almıştır. Manzara resminin en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Hoca Ali Rıza Bey, Nazmi Ziya’nın bütün sanat hayatını etkileyecek bir etkide bulunmuştur. Nazmi Ziya’nın İzlenimciliğe yönelmesinde bu etkinin rolü çok büyük olmuştur. Nazmi Ziya’nın, sanat eğitimi almak için gittiği Avrupa dönüşü, benimsediği, İzlenimci üslupta resmetmiş olduğu “tuvalleri açık havaya, canlı ışıklı renklere, doğal görünümlere ve gün ışığına kucak açar. Renkleri, lekesel anlatımları, kalın boya dokusu, turuncu ve mor ışıklara boğulan görünümleriyle resimlerinde çağdaşları arasında cesur atılımları gerçekleştirmiştir.(26)

Sanayi i Nefise mezunu olmayan Feyhaman Duran, Galatasaray Lisesi mezunu olan Türk İzlenimciler’den önemli bir isimdir. Devlet bursu olmadan, Abbas Halim Paşa’nın desteğiyle, Fransa’ya sanat eğitimi almaya gidebilmiştir. İzlenimci Sanatın ilkelerini benimseyen “Feyhaman Duran’ın paleti zengin ve aydınlıktır. Kendini birkaç renkle sınırlamadığı gibi, renkleri birbirine karıştırarak fazlaca bulandırmayı da tercih etmemiştir. Onun empresyonist bir ressam sayılmasının bir nedeni de saf renklere düşkünlüğü olmasıdır. Aynı zamanda teknik yönden empresyonistlere yaklaşan bir yanı da hızlı çalışan bir sanatçı olmasıydı. Sanatı yalnızca görüneni aktarma olarak anlamadığı, görünenin ardında ki anlamı kavramaya çalıştığı görülmüştür. Yıllar yılı, doğanın belli görünümlerini sabırla tekrar tekrar resmetmesi, doğada hemen tükenmeyen, aranıp bulunması gereken bir anlam bulunduğunu ve sanatında ancak bu yolda yetkinleşebileceğine inandığını göstermiştir. (28)

 

 

Bir başka Türk İzlenimci ressamda Namık İsmail’dir. Hattat bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiş olan sanatçı, Galatasaray Lisesi son sınıf öğrencisiyken, sanat eğitimi almak üzere önce Fransa’ya sonrasında ise Almanya’ya gitmiştir. Sanatçı “Paris dönüşü izlenimcilikten hareket etmiş, bu dönemdeki uyumlu mavilerin, yeşillerin, sarıların ve yumuşak kahve tonlarının oluşturduğu izlenimci doğa resimlerinden sonra ikinci döneminde Alman izlenimcilerinden etkilenmesiyle, kalın fırça darbelerinin parlak ve zıt renklerin egemen olduğu dışavurumcu resimler yapmıştır. (30)

 

 

Türk İzlenimcilerinin, en yeteneklilerinden biri olarak kabul edilen Hüseyin Avni Lifij, Osman Hamdi Bey’in desteği sayesinde, Sanayi i Nefise Mektebi’nde bir yıl boyunca eğitim alabilmiştir. Çalışmalarıyla Yeteneğini ispatlamış olan sanatçı, Halife Abdülmecit Efendi’nin himayesinde, sanat eğitimi almak için Fransa’ya gönderilmiştir. “Lifij’de renk sistemi, genellikle empresyonist buluşlara dayanır. Işıklar sarı, turuncu, kırmızı ya da kırmızımsı, gölgeli, ışıksız yerler mavi, yeşilimsi, mor ama Lifij’in açık hava ressamlığında, örneğin Nazmi Ziya’da ya da Hikmet Onat’taki net, berrak görünüş yoktur. Öğleüstünün çiğ, doğrudan doğruya çarpan ışığından çok batan güneşin baygın turuncularını ve kızıllığını sevmiştir”. (32)

 

Son olarak yazımızı bitirmek üzere toparlayacak olursak; Dünya Resim Sanatının, Rönesans’ın ortaya çıkışıyla ivmelenen gelişim hızı, İzlenimciliğin doğuşuna kadar akademik-klasik ilkeler üzerinden beslenmiştir diyebiliriz. Bu tarihsel süreç içerisinde, Pieter Brueghel gibi birkaç sanatçının üslupsal olarak farklılaşmasına rağmen, genel olarak sanat akımı olarak kabul edilen üslupsal bütünlüklü anlayışlar resim sanatına yön vermiştir. Avrupa’da yüzyıllar boyunca, Akademi ve sanat çevreleri tarafından, kararlı ve tutucu bir şekilde savunulmuş olan resim sanatının temel ilkeleri, modernist felsefeden esinlenen ve eleştirel aklı savunan dönemin avangart ruhlu sanatçıları tarafından reddedilmiştir. 19.yüzyılın ikinci yarısı itibariyle ortaya çıkan ve İzlenimcilik olarak isimlendirilen bu reddedici ve eleştirici sanatsal yaklaşımın oynadığı tarihsel rol, modern sanatın doğuşunu sağlamıştır. Dolayısıyla İzlenimci Sanatçılar, vermiş oldukları özgünleşme çabalarıyla, kişisel imgelemin, kendi özgünlüğünde plastize edilebilmesinin olanaklarını yaratan bir süreç başlatmışlardır. İzlenimci Sanatın, sanat hayatında kendisine yer açmaya başlamasıyla, başlayan tartışma tüm sanat ve kültür hayatını etkilemiştir. Eski olandan arınma ve yeniye doğru yöneliş dönemin mottosu haline gelmiş ve izlenimciliğin içinde başta Fovizm gibi bir çok modern sanat akımı doğmuştur.

Avrupa Sanatı’nda, felsefesinde ve kültüründe yaşanan bu değişim rüzgarları, yaklaşık bir elli yıllık gecikme sonrasında,  Çallı Kuşağı olarak da anılan sanatçı gurubu tarafından Türkiye’ye getirilebilinilmiştir. 1910-1914 yılları arasında Avrupa’da sanat eğitimi almış olan bu kuşağın sanatçıları, oldukça verimli geçen bir eğitim süreci yaşamışlardır. Avrupa’ya sanat eğitimi almaya gönderilmiş bu genç sanatçıların önemli bir kısmı, Sanayi i Nefise Mektebi mezunudur. Ayrıca aralarında Galatasaray Lisesi mezunları ve Deniz Harp Okulu mezunları da vardır. Türkiye’de eğitim aldıkları dönem boyunca, başta Hoca Ali Rıza Bey olmak üzere o zamanın Türk Ressamlarının sanat anlayışlarından etkilendikleri bilinmektedir. Dolayısıyla Çallı Kuşağı Sanatçıları, hem ülkemizde almış oldukları eğitim, hem de Avrupa’da almış oldukları eğitimin yarattığı sinerjiyle, daha sonradan “Akademik İzlenimcilik” olarak da isimlendirilen kendilerine özgü bir resim anlayışı geliştirmişlerdir. Bu sanatçıların, yaratıcı imgelemlerini biçimlendirirken, kullandıkları kalın boya sürüşleri, serbest fırça ifadeleri, tuşlama teknikleri, sıcak-canlı renkler ve ışıltı atmosferler, resimlerine bireysel sanatçı heyecanlarının yüksek enerjisini getirmiştir. Çallı gurubu sanatçılarının tablolarında, İstanbul Manzaraları ayrı bir güzelliğe kavuşmuştur.

Osmanlı Resim Sanatının son dönemine hakim olan Oryantalist ve natüralist sanat anlayışın bir kenara bırakan, Türk İzlenimcileri için, duyular ve onların yarattığı iç izlenimlerin ışık ve renkle temsili, resimsel imgelerinin temel belirleyini haline gelmiştir. Çallı Kuşağının Türk Resmine getirdiği bu yeni soluk, 1916 yılından, 1951 yılına kadar düzenlenmiş olan Galatasaray Sergileriyle, toplumun kültürel gelişimine önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Sanatsal ve kültürel hayatın modernist evriminde bu sanatçıların çabalarının, çok güçlü etkileri olmuş ve ortaya çıkan bu devingen enerji, sonraki ressam kuşaklarının yeniyi aramada ki cesaretlerini motive edecek tarihsel bir iz bırakmıştır. Dolayısıyla diyebiliriz ki Modern Türk Resminin bitmez tükenmez enerjisinin kaynağı Çallı Kuşağı Ressamlarıdır. 

Doçent Dr. Abidin Müslüm BAYSAL

 

KAYNAKÇA

  1. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi Cilt 2, 1997, s.900
  2. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Cilt 2, 1997, s. 900
  3. Serullaz, 2004, s.7 Serullaz Maurice, (2004), Empresyonizm Sanat Ansiklopedisi, İstanbul, Remzi Yayınları
  4. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zlenim:_G%C3%BCn_Do%C4%9Fumu#/media/Dosya:Claude_Monet,_Impression,_soleil_levant.jpg
  5. Lıttle, 2012. s.84 Little Stephene, (2004), İzmler, İstanbul, Yem Yayınevi
  6. https://tr.wikipedia.org/wiki/Pierre_Auguste_Renoir#/media/Dosya:Pierre-Auguste_Renoir,_Le_Moulin_de_la_Galette.jpg
  7. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi Cilt 2, 1997, s.901
  8. https://www.nationalgallery.org.uk/paintings/georges-seurat-bathers-at-asnieres
  9. https://tr.wikipedia.org/wiki/Vincent_van_Gogh#/media/Dosya:Vincent_Willem_van_Gogh_127.jpg
  10. https://www.istanbulsanatevi.com/category/sanatcilar/soyadi-a/seker-ahmet-pasa/
  11. 2011, s.671 Adnan Turani, (2011), Dünya Sanat Tarihi, İstanbul, Remzi Yayınları
  12. https://tr.wikipedia.org/wiki/Osman_Hamdi_Bey#/media/Dosya:Osman_Hamdi_Bey_002.jpg
  13. Sezer Tansuğ, Çağdaş Türk Sanatı, s.121 Sezer Tansuğ (2012), Çağdaş Türk Sanatı, İstanbul, Remzi Yayınları
  14. https://www.istanbulsanatevi.com/sanatcilar/soyadi-h/hoca-ali-riza/hoca-ali-riza-deniz-kenari-kahvehanesi-6144/
  15. Tansuğ, S. (1994). Türk Ressamları Dizisi-3 Halil Paşa. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  16. https://www.istanbulsanatevi.com/sanatcilar/soyadi-h/halil-pasa/halil-pasa-dereboyu-8294/
  17. Başkan, 1997, s.66 Seyfi Başkan, (1991), 19. Yüzyıldan Günümüze Türk Ressamları, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları
  18. Dilmaç O. (2011). “1910-1930 Yılları Arasında Avrupa’da Eğitim Alan Sanatçılarımızın Aldıkları Resim Eğitimlerinin Eserlerine Etkisi”, Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat ve Tasarım Dergisi, Aralık, S.: 7, s. 35-52.
  19. Başkan, 1997, s.67 Seyfi Başkan, (1991), 19. Yüzyıldan Günümüze Türk Ressamları, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları
  20. Kıymet Giray(1997), Türkiye İş Bankası Resim Koleksiyonu, İstanbul. İş Bankası Kültür Yayınları
  21. Mirza, H. (2013). Sanat Eserlerini İnceleme. Editör: Aynur Denizci. (4. Baskı) Devlet Kitapları.
  22. Tansuğ, S. (1994). Türk Ressamları Dizisi-3 Halil Paşa. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  23. Tansuğ, S. (1994). Türk Ressamları Dizisi-3 Halil Paşa. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  24. Başkan, 1991, s.24 Seyfi Başkan, (1991), 19. Yüzyıldan Günümüze Türk Ressamları, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları
  25. https://www.istanbulsanatevi.com/sanatcilar/soyadi-c2/calli-ibrahim/ibrahim-calli-emirgan-7513/
  26. Giray, 1997, s.134 Kıymet Giray(1997), Türkiye İş Bankası Resim Koleksiyonu, İstanbul. İş Bankası Kültür Yayınları
  27. https://www.istanbulsanatevi.com/unlu-sanatcilarin-hayati/nazmi-ziya-guran-hayati-ve-eserleri/
  28. İrepoğlu, 1986, s.76 Gül İrepoğlu, (1986), Feyhaman Duran, İstanbul, Tifdruk Yayınevi
  29. https://tr.wikipedia.org/wiki/Feyhaman_Duran#/media/Dosya:Yildizciceklinaturmort.JPG
  30. Başkan, 1991, s.27 Seyfi Başkan,(1997), Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye’de Resim, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları
  31. https://tr.wikipedia.org/wiki/Nam%C4%B1k_%C4%B0smail#/media/Dosya:Ismail-Country_House.JPG
  32. Berk, Özsezgin, 1983, s.35 Berk, N. ve Özsezgin, K. (1983). Cumhuriyet Dönemi Türk Resmi. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yay. Genel Yayın No: 248. Cum. Dizisi: 11.
  33. https://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCseyin_Avni_Lifij#/media/Dosya:Lifij-Trees.JPG

 

 

 

The following two tabs change content below.

Abidin Baysal

Sanatçı Gazi Üniversitesi Resim-İş Eğitimi Bölümüne, başarı derecesiyle girerek Milli Eğitim Bursu kazanmıştır. Profesör Doktor Nur Gökbulut Atölyesinden mezun olmuş ve ilk kişisel sergisini, mezun olduğu yıl Ankara’da açmıştır. Yüksek lisans ve sanatta yeterlilik eğitimlerini, Yeditepe Üniversitesi’nde yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır. 2021 yılında ise Doçentlik ünvanı almaya hak kazanmıştır. Yüksek lisans ve sanatta yeterlilik eğitimi boyunca, Profesör Doktor Ergin İnan’dan gravür ve desen dersleri, Profesör Doktor Zahit Büyük İşliyen ’den atölye dersleri, Öğretim görevlisi ressam Sinan Demirtaş’tan Litografi Dersleri, Öğretim görevlisi Mustafa Karyağdı’dan serigrafi dersleri almıştır. Yüksek lisans tezini “Dışavurumculuk-Yeni Dışavurumculuk ve Türk Resim Sanatına Etkileri” Üzerine yapmıştır. Sanatta yeterlilik tezini ise Profesör Doktor Aydın Ayan’ın danışmanlığında, “Resim Sanatında İnsan Figürüne Biçim Bozma Açısından Yaklaşımlar” başlığında yazmıştır. 2001ve 2002 yıllarında düzenlenmiş olan “Zonguldak Sanat Günlerinin” düzenleme kurulunda görev almıştır. 2002 senesinde merkezi olarak Ankara’da yapılan, Güzel Sanatlar Liseleri Öğretmen alım sınavını kazanan, sanatçı güzel sanatlar liselerinde resim öğretmenliği yapmaya hak kazanmıştır. Bir dönem Gaziantep Güzel Sanatlar Galerisinde ve Zonguldak Belediye Konservatuarında resim dersleri vermiştir. 2013 yılında TRT Okul ve TRT4 için çekilen Her Yer Resim Olsun programının 17.Bölümü kendisi ve ikinci öğrencisiyle birlikte yapılmıştır. 2018 yılında Yeşilay Resim Yarışmasında jüri görevi yapmıştır. Sanatçı, yazmış olduğu bildiriler ve yapmış olduğu eserlerle birçok Ulusal ve Uluslararası sempozyuma katılmıştır. Makaleleri Ulusal ve Uluslararası hakemli dergilerde yayınlanmıştır. Sanatçının “Resim Sanatında Deformasyon” isimli yayınlanmış bir kitabı bulunmaktadır. Son on dokuz yıldır güzel sanatlar liselerinde resim öğretmenliği yapmış olan sanatçının, yetiştirdiği öğrenciler başta “ Mehmet Güleryüz Desen Defter Yarışması” olmak üzere birçok ulusal yarışmada defalarca ödüller kazanmıştır. Sanatçı, bugüne kadar üç kişisel sergi açmış, ayrıca başta yağlıboya olmak üzere, gravür, serigrafi ve taş baskılarıyla yurt içinde ve yurtdışında, yarışmalı ve yarışmasız bir çok karma sergiye katılmıştır.
BU SAYFAYI PAYLAŞ

.