USTALIK, PİCASSO ve TURGUT UYAR
Turgut Uyar’ın ustalık ile ilgili çok ilginç dikkate değer yazıları var,
Benzer düşünceler bende de olduğu için Uyarın bu yazdıkları çok dikkatimi çekti çünkü bende buna benzer şeylerin sanatın önündeki engellerden biri olduğunu düşünmüşümdür belli bir ustalığa erişip bunun rahatlığıyla üretmek hele birde bu kabul gördüyse artık bundan sonrası bir aldatmacadır.
Bu iki türlü bir aldatmaca hem izleyiciyi hemde kendini, yani bir yerde durup bunun keyfini sürme ustalaşma. Hep şöyle düşünmüşümdür ustalık zanaat işlerinde olur, ustalık o işi yapan kişinin geldiği zirvedir. Örneğin duvarcı ustası, demirci ustası vs. yani ustalık bir yerdir ve ötesi yoktur…
Oysa sanatçı bir yerde durabilir mi ? tabiki hayır çünkü yaşam sürekli değişmektedir buna paralel sanatçıda değişir dünyada sanat da.
Uyar bir şair ama bu durumu sanatsal yönden ele alıyor ve artık kendi işini bilen hatta yapacaklarını bir türlü içgüdü ile rahatlıkla yapanın yaptığı sanat değildir, çoğaltma’dır. alışkanlıktır. diyor. Bu çok önemli bir saptama… İkinci Yeni hareketinin başlatıcılarından Turgut Uyar’ın en çok yankı bulmuş denemelerinden biri, “Efendimiz Acemilik” başlığını taşır. Uyar, kazanılmış ustalıklarla yetinen şairleri eleştiriyordu burada. Ama yazıdaki bir cümle, ne yayımlandığı dönemde ne de daha sonra dikkat çekti: “Kendilerini yeniden icat edemediler,” diyordu Uyar, önceki kuşağın şairlerinin büyük çoğunluğu için. Bu söz bütün İkinci Yeni projesinin de özünü verir: şairin ve şiirin kendi kendini doğurması. USTALIK konusunda benzer düşüncelerimiz var Uyar ile…
Ustalık bir kedinin kendi doğasına yabancılaşarak yavrularını yemesi gibidir. Oysa sanat aklı, olguları ve şeyleri yüklerinden kurtarmaktır.”
Turgut Uyar
Türk şiirinin “ustalık tehlikesi”nden söz eden “ustalaşmamış usta” şairi Turgut Uyar’ın şiir üzerine yazıları.
Kitaba adını veren yazı, 2 Şubat 1955’te Şimdilik?te yayımlanmış. Uyar, bu ‘ünlü’ yazısında, Orhan Veli’yi merkeze alarak yeninin eskimesinden, ‘hem kendisi hem çevresini aldatmak üzere yazanlar?ın hastalığı olarak ?ustalaşmak?tan söz eder: “Ya ustaların hali” Hem kendisini hem çevresini aldatmak için yazacaktır artık. Anlayışının, ustalığının rahatına ermiştir. Her yeniliği getirenler, getirdikleri yeniliğin ustası olmaya özenirler. Bu bir alışkanlıktır. Belki daha öte, bir zorunluluktur; hatta doğaldır. Kişi, kolay kolay kurtaramaz bundan kendini. Diyeceksiniz ki, zaten böyle olması gerekmez mi?”
Uyar, tam burada, “gerekmez” der.
Bu, gelenekselci ekol düşünürlerinden Rene Guenon’un, sanatın karşısındaki en büyük tehlike olarak “sanat yapma’yı anmasını hatırlatır. Guenon, ‘sanat yapma başladığında sanatın buharlaştığından” söz eder.
Eski Türkçede kullanılan ‘tasannu’ -yakın zamanlara kadar işlekti ve gündelik sözlüğümüzde bile kullanılırdı- kelimesi bunu ima eder. Suni ile kökteş olan kelime, bir anlamda Uyar’ın “ustalaşmış olmanın rahatlığı” ile ilişkilendirilebilir. Şairin belirlemesiyle, ?sanatının ustası? olmayı amaçlayan bir şair bütün gücünü yitirir. Kendi kendini yıkar.
Artık kendi işi bilen hatta yapacaklarını bir türlü içgüdü ile rahatlıkla yapanın yaptığı sanat değildir, çoğaltma’dır. alışkanlıktır.
Bundan sonra sanatın gereği kalmamıştır sanatçı için. Orhan Veli isteseydi garip’ten önce yazdığı şiirleriyle “usta” olabilirdi ama o farklı, yeni bir şey yapmayı başka bir şeyin acemisi olmayı seçti.
Yaratmanın ancak acemilikte olduğunu biliyordu, sanatının gereğini yitirmiyordu. “Yazdıkları başkalarının ?hoşuna gitse de, gereği yerine gelmez.? Wittgenstein? Hoş olan güzel değildir? derken acaba bunu mu kasteder, emin değilim. Ama, bu, ? kendinden eminlik? bizatihi, sanatın yenilikçi ırasının önündeki engellerden biridir. Sanat, yaşamın dinamik doğasını sürekli keşfetmelidir. Yunus Emre’mizin deyişiyle ?her dem yeni doğarız bizden kim usanası…? diyebilmelidir. Hayatın bu her dem yeni bir açılım, bir tecelli ile karşı karşıya olması ile sanatçının her an yeni bir keşfe, yeni bir öğrenmeye açık ve hazır halde durması arasında bir ilişkiden söz edilmelidir.
BİÇEM ve TUTARSIZLIK…
Buradan gelelim Picasso ya Picasso çok büyük bir usta ama o ısrarla usta olmamak için uğraşmış hiç bir zaman bir yerde durmamış, duramamış tıpkı bir çocuk gibi meraklı ve arayan bulan, yine bulan hiç durmayan…
Picasso bir anlatım biçiminde uzun süre duramayan, sürekli yeni olanaklar arayan bir sanatçıydı. Yeni bir şeyin kokusunu aldığında, kendisiyle çelişme pahasına da olsa, hemen el atıyor, halihazırdaki yöntemini değiştiriyordu. Daha doğrusu, kendisiyle çelişmesiydi onun sanatını var eden. […]
Kabul edelim, tutarsızlık hiç de iyi bir niteleme değil. Eğer bir insanın tutarsız olduğu söyleniyorsa, kişiliğinin oturmadığı, bu yüzden de ona güvenilemeyeceği anlamına gelir. Çocuklarda ve gençlerde neyse de, olgunluk çağındaki bir insandan daha tutarlı bir kimlik beklenir. Doğrusunu isterseniz, tutarsızlık nitelemesinin bir sanatçı için olumlu bir özellik sayılabileceğini ilk kez Berger’den öğrendim. Yazara göre, Picasso’nun sanatı baştan sona ani başkalaşımların toplamından ibarettir:
“Picasso’nun ressam olarak tutarlı bir gelişme gösterdiği tek dönem, 1907 ile 1914 arasındaki Kübizm dönemiydi. (…) Bu dönem Picasso’nun yaşamındaki tek büyük istisnadır. Bunun dışında Picasso bir gelişme göstermemiştir. Koordinatları nasıl yerleştirirsek yerleştirelim, Picasso’nun mesleğine uygulanabilecek sürekli yükselen bir eğrinin grafiğini bulmak mümkün olmayacaktır. Oysa Michelangelo’dan Braque’a büyük ressamların hemen hepsi için böyle bir grafik çizilebilir. (…) Başka hiçbir ressamın yaşamında, bir yapıtlar topluluğu, kendisinden önce gelen ressamların yapıtlarından bu denli bağımsız ya da kendinden sonra gelenlerinkiyle bu denli bağıntısız olmamıştır. (…) Picasso genç kalmıştır. Genç kalmıştır, çünkü tutarlı bir gelişme göstermemiştir” (John Berger, Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı, çev. Yurdanur Salman-Müge Gürsoy, Metis Yayınları, İstanbul, 1989: 43 – 46).
[…] Bir sanatçının ilk işlerinden son işlerine doğru şöyle bir bakarsak bir çeşit başkalaşımı aşama aşama görebiliriz.
Bu tip sanatçılar bir kez olgunlaştıktan sonra, eserlerindeki değişim sadece nicel olarak devam eder. Oysa Picasso’daki değişim niteldir. Genellikle aynı anda farklı tuvaller üzerinde çalışan, hattâ yıllarca görmediği bir tuvali yeniden ele alan biriydi. Aynı tarihli resimlerin kendi aralarındaki dil farklılıklarının nedenlerinden biri de budur.
Tutarlılığı, bir sanat yapıtına dinginlik ve açıklık kazandırdığı için yararlı bir özellik olarak tercih edenlerin sayısı oldukça kabarıktır. Ama önünde çok çeşitli yaratma olanakları bulunan bir sanatçının, her zaman bu olanaklardan bir tanesini seçip öbürlerini bir yana bırakması nereye kadar doğru acaba? Kuralları iyi öğrenilmiş bir teknik, iyice ustalık kazanılmış belli konular bir sanatçıyı bir yerlere taşıyabilir belki. Ne var ki genellikle varılan yer, yaratıcılıktan ziyade ustalık alanıdır. Her usta iyi bir üretici olabilir, ancak onun iyi bir yaratıcı olduğu anlamına gelmez bu.
Picasso’nun kendi biçemi konusundaki soruya verdiği yanıt şudur:
“Aslında, hiçbir biçemi olmayan bir ressamım belki. Biçem, çoğu zaman bir ressamı yıllar ve hattâ tüm ömrü boyunca aynı bakışa, aynı tekniğe, aynı formüle hapseder” (akt. Dore Ashton, Picasso Konuşuyor, Ütopya Yayınevi, s. 114)). Bu, şakayla karışık bir yanıt. Bu sözler, onun bir biçemi olmadığından ziyade, aslında birden çok biçemi olduğu anlamına gelir. […]
Tutarlı ve güvende olmak bir ormanın kıyısı gibidir, oysa ormanın içidir güzel olan fakat bunu yapabilmek risklidir bu yüzdende herkes cesaret edemez yada sadece ormanın kıyısı yeter onlara.
Sanat camiasında bir ustalıktır gider oysa belkide asıl ustalık budur her zaman acemi olmayı bilmek. Picasso ve Turgut Uyar ikisi de büyük sanatçı çünkü hep genç kalmışlar…
Kaynak:
KORKULU USTALIK – Turgut Uyar
PİCASSO’NUN BAŞARISI VE BAŞARISIZLIĞI – John Berger






TURHAN KA.
Asıl adı Turhan Karayağmurlar, 1959 yılında,İnegöl’de doğdu. 1985 yılında İzmir de reklam sektöründe çalışmaya başladı, 2001 yılından itibaren işlerini Turhan KA.olarak imzalıyor. 1990 yılında çalıştığı reklam atölyesinde kendi çabasıyla resim yapmaya başladı ve hiç ara vermeden devam ediyor. Resim eğitimi almadı öğrendiği her şeyi çalışarak, araştırarak deneyerek, yaparak öğrendi.
Dönemsel olarak seriler halinde çalışıyor, son beş yıldır ağırlıklı olarak 2017 yılında bir tesadüf sonucu yapmaya başladığı heykel ve maskları üretiyor. Resme çok katkısı olduğunu düşündüğü için fotoğraf ile ilgileniyor, aynı zamanda özellikle son yıllarda video çekiyor. You tube de kendi işlerinin,sergilerinin, görsel medyada tv,lerde çıkan haberlerinin, şiirlerinin olduğu Turhan KA. ismiyle bir kanalı var.
Mecmua İstanbul haber ve medya sitesinde kendi deneyimlerinden oluşan sanat yazıları yazıyor. Karma ve grup sergilerine katıldı kişisel sergiler açtı. Resmi,özel koleksiyonlarda ve iki müzede eserleri bulunuyor.
2008 yılında gelen bir teklifle İstanbul Sürmeli otel ve Vakıfbank Ayvalık sosyal tesisleri odalarına resimler hazırladı.
BRHD üyesi, resim ve farklı çalışmalarını İzmir’de sürdürüyor. Her türlü malzemeyi kullanan bilinen yerleşik kurallardan, sınırlardan hoşlanmayan Turhan KA. Kendi sanat anlayışını şöyle tanımlıyor.
”Benim sanatım hiç bilmediğim fakat bulmak için inatla uğraştığım bir yer”
Son Yazıları Turhan KA (tüm yazıları)
- PLASTİK SANATLAR MANİFESTOSU - Ocak 19, 2026
- BAŞARILI HER İŞ, KENDİNİ YENİLEYEN DOĞRU BİR KARIŞIMDIR - Aralık 19, 2025
- Atık Malzemeler ile 8 Yıllık Heykel ve Mask Dönemim - Temmuz 29, 2025