GAUDİ’NİN MÜZESİ, BARCELONA
Kadir ŞİŞGİNOĞLU *
Son yüz elli yıldır imar planında değişiklik yapılmayan Barcelona’nın incelediğim bir hava fotoğrafında kent özenle dizilmiş bir tepsi baklava gibi görünüyordu. Böyle görünmesini sağlayan birbirini doksan derece kesen cadde ve sokaklarda köşeleri alınmış dörtgen yapı adacıkları idi. Yapı adacıklarının iç boşluklarında oluşturulmuş meydanlar, kafeler, restorantlar ve ortak yaşam alanlarıyla kentin sokaklarını caddelerini anlamsız insan yığınlarından ve kalabalıklarından kurtarıyor. Bu nedenle Barcelona da ne bıktıran bir sakinlik, ne de aceleci bir telaş hissetmeden kentin görkemli, şaşırtıcı sıra dışı anıtsallığını endişesiz, güvenle dolaşıp izleyebiliyorsunuz. Her şey o kadar düzenli , özenli ki; kaybolmayı isteseniz de kaybolamazsınız bu kentte. Kent yaşamına ve kent düzenine ilişkin bir süprizle karşılaşmak nerede ise olanaksız. Bu yüzden hayata sürprizler katma işini her köşede bolca rastlanan sokak performans sanatçıları üstlenmiş. Barcelona’yı bir cümle ile anlatmak gerekirse “olağanüstü düzen kaygısının yarattığı büyülü çekicilik” derim. Katalan ruhunun özgürlükçü başkaldırısı belki de kendi yarattığı düzen tutkusuna karşıdır, kimbilir ?
Mimari kent kültürünün vitrinidir. Binlerce yılın birikimini bir giysi gibi üzerinde taşır kent. Bu giysi bazen yorgun, eski, görmüş geçirmiş, bazen süslü, fiyakalıdır. Bazen de; bir yanı düşer, bir yanı kalkar. Kent kültürü zaman içinde kent belleğini oluşturan sembollerini yaratır. Bu semboller çoğunlukla mimari yapıtlarıdır. Farklı dönemlere ilişkin sembol yapıları ne kadar çoksa; o kentin kültürü ve belleği o kadar zengindir. Belleğini özenle koruyan kentler bayramlık giysilerini giyen çocuklar gibi neşelidir, güler yüzlüdür. Çünkü; geçmiş zamanların yaşamını bu güne taşıyabilmiştir. Mimari ile kent kültürünün bütünleştiği, özgür ruhlu Katalan kenti Barcelona bu yönüyle ziyaretçilerinin aklında ve gönlünde yer ediyor.
Katalan kültürünün farklılığı yücelten özgür ruhu, Barcelona’ya her alanda marjinal bir kimlik kazandırmıştır. Kentin klasik kimliği ile, yenilikçi-postmodern kimliği arasında yaşanan ölçülü, seviyeli rekabet kent kimliğini güçlendirmiştir. Barcelona’nın kent kimliğini oluşturan, onu diğer Akdeniz kentlerinden farklı kılan Katalan özgürlükçülüğü, kraliyet karşıtlığı ve Barcelona’nın simgesi sayılan bu günlerde zor günler yaşayan Barcelona futbol takımıdır. “Franco rejiminden kaçmadan önce tüm eğitimini ve gençliğini bu şehirde geçiren, sanatını biçimlendiren ve bu zaman zarfında bugünün şaheserleri sayılan tablolarını yapan” Picasso’yu, Sürrealizmin en önemli isimlerinden biri olan Joan Miro’yu, en çok da Barcelona’yı bir pasta gibi süsleyerek ruhunu veren Antoni Gaudi’yi de eklememiz gerekir. Barcelona’ya en çok iz bırakan mimari deha Antoni Gaudi’dir. Bu nedenle Barcelona en çok Gaudi’nin kentidir.
Mezun olduğunda diplomasını imzalayan okul müdürü Elies Rogent “Bu diplomayı bir deliye mi yoksa bir dahiye mi verdiğimizi kim bilebilir? Bunu bize zaman gösterecek.” dediği Gaudi; kendini Barcelona’ya adamıştır. Başlangıçta pek kimsenin dikkatini çekmediği , sıradan bir mimar olan Gaudi; sokaklar için tasarladığı sokak lambaları, ısıtmalı oturma grupları, evler, parklar ve katedraller ile Barcelona’nın kaderini değiştiren mimar olarak tanımlanır.
Günümüzde; Gaudí’nin eserlerinin sekiz tanesi UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alır. Park Güell, Palau Güell ve Casa Milà 1984’te, La Sagrada Familia’nın “İsa’nın Doğuşu” cephesi ile yeraltı anıt mezarı, Casa Vicesn, Casa Battlo ve Colonia Güell anıt mezarı 2005’de UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmiştir.
Gaudi’nin hayatı anlaşılması güç tuhaf çelişkilerle doludur. Hayatı boyunca koyu katolikliğinin yanında ateşli bir Katalan milliyetçisi olmuştur. Öğrencilik dönemlerinde sosyalizme sempati duymuş, gençliğinde pahalı zevklere, zengin dostlara sahip olmuştur. İlerleyen yaşlarında kendini dünyevi hayattan uzak tutmuş, çocukluğundaki ruhani münzeviliğe geri dönmüştür.
Çocukluğunda geçirdiği romatizmal hastalığı onu akranlarından koparmıştır. Tek başına düşünür, doğayı gözler, gözlem yeteneğini geliştirir. Gaudi’nin eserlerinde doğa sadece dekoratif bir unsur değildir, belirleyici unsurdur. Doğadan her zaman yararlanır. Katalonya’da ki Monserrat Dağı, Kapadokya Peri bacaları, başka uzak diyarların coğrafi özellikleri, bitkileri, çiçekleri, meyveleri , hayvanları onun için esin kaynağıdır. Tasarımlarında düz çizgi, düz yüzey yoktur. Sanki “doğada hiçbir doğru çizgi yoktur “ diyen Fransız ressam Delacroix’nın düşüncelerini mimariye uyguluyor gibidir. Bu nedenle tasarımlarında dalgalı, kıvrımlı ve asimetrik çizgileri sık sık kullanır. Keskin hatlı çizgilerle bir tasarım yaptığında bu tekdüzeliği bozacak asimetrik uygulamaları tasarımın içine katar.
Erken dönemlerinde İran, Hint, Japon kültüründen etkilenir. İlerleyen dönemlerinde ise Gotik mimarinin eksikliğini, yanlışlarını gidermek için olağanüstü yüksekliğe erişme, yapıyı statik ağırlığından kurtaracak, adeta; tüy gibi uçuracak tasarımlar yapmaya başlar. Gaudi’nin 19.yy’la ait olan baskın sanatsal tarzların ötesine geçerek kendi özgün tarzını yaratmasında Fransız mimar Eugene Viollet-le-Duc ile “süsleme, mimarinin kaynağıdır” diyen İngiliz düşünürü John Ruskin’in teorilerinden etkilenmiş olduğu söylenir.
Eğitimini tamamladığı 1878 yılında Barselona kenti, tekstil endüstrisinin gelişimiyle güçlenmiş Katalan Burjuva sınıfının zenginliğin, şehirsel gelişimin arttığı, tüm sanatsal etkinliklerin merkezi konumuna gelmiştir.. Kısa zamanda özgün tasarımları ile Katalan Burjuva sınıfının aradığı bir mimar konumuna gelir. İlk önemli eseri, 1883-1888 tarihlerinde Vicens ailesi için yaptığı Barselona’daki Casa Vicens adlı yazlık evdir. Daha sonra güçlü bir dostluk ilişkisi kurduğu, Eusebi Güell adlı sanayici aile için yaptığı eserlerle Barselona’da ün ve prestij sahibi olmuştur.
Gaudi’nin en ünlü ve sansasyonel eseri yapımı halen süren La Sagrada Familia Kilisesi‘dir.1882’de F. del Villar tarafından yapımına başlanan bu kiliseyi tamamlama işini 1883’de üzerine almış ve neredeyse hayatını bu kiliseye adamıştır. 1926’da ölümüne kadar sadece La Sagrada Familia ile uğraşmıştır. 2026’da tamamlanması beklenen La Sagrada Familia Katedrali’nin taşıyıcı kolonları, ağaçların gövdelerinden ve dallarından izler taşır. Dışından baktığınızda sonsuzluk duygusu uyandırır. Ne yaparsanız yapın bir defada kavranamayan Sagrada Familia’nın içi “Gotik esintiler taşıyan bir orman, tavanı yıldızlı bir gece gibidir”.
Gaudi ;Casa Batllo’daki bacalarda servi ağacı kozalağından, Park Güell’in ferforje kapı süslemelerinde palmiyelerden, Casa Milà’da (La Pedrera) karlı bir dağdan esinlenmiştir. Bal peteklerinin, deniz kabuklarının, dalgaların, hayvanların, asma yaprağının, kemik ve iskeletlerin doku, şekil ve renklerinden ilham alıp tüm bunlara yepyeni bir soluk getirmiş, yeni bir mimari dil geliştirmiştir. Gaudi’nin amacı; inanç dünyasının gizemli karmaşık sembollerini, hayal gücünü tüm mimarlık bilgileri ile birleştirerek yirminci yüzyıl katedrali yaratmaktı. Bu nedenle stüdyosunu da inşaata taşıdı ve hayatını bu esere adadı. Gaudi, La Sagrada Familia’yı bitiremeden 7 Temmuz 1926’da 74 yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybetti ve La Sagrada Familia’ya gömüldü. Böylelikle yaşarken aklını, düş gücünü kattığı yapıya öldükten sonra da bedenini katmış oldu.
Gaudi’nin yaşadığı dönemde İspanya’nın diğer çağdaş mimarları oldukça önemli eserler verseler de onun kadar bilindik olamadılar. Onu bir mimar olarak diğerlerinden farklı kılan ahşabın, demirin, camın, seramiğin, betonun onun yaratıcı düşüncesine dirençsiz boyun eğmeleridir. Diğer mimarların onu “Tanrının mimarı” olarak, Salvador Dali’nin “gerçeküstücülüğün babası “ diye tanımlaması boşuna değildir. Gaudi her bir yapısında bir malzemeyi mimari bütünlük içinde bir orkestra solisti gibi kullanmıştır. Gaudi ‘trencadis’ adlı mozaik tekniğini ilk ve en yaygın şekilde kullananlardan biridir. Seramiklerin kırılmış parçalarını bir araya getirerek birbirinden ilginç kompozisyonlar yaratmıştır. Bu teknik Katalan Modernizmi döneminde ortaya çıkmış ve dünyaya yayılmıştır. Bunun en ünlü örneği olan Park Güell’deki ‘kertenkele’ çalışmasıdır.
Gaudi arkasında İspanya’nın övüneceği çok yapı bırakmıştır. Kullandığı renklerle olsun, yapılarının kuruluşları ve hareketleriyle olsun daha önce hayal dahi edilemeyen işler yaratmıştır. Mimaride yeni bir kapı açmış, kendi kulvarında, bir öncü olmuştur. Sonraki dönemlerdeki birçok mimara örnek olarak gösterilmiş, mimarlık fakültelerinde derslerde okutulmuştur. Bu gün İspanya’ya yılda altmış milyonun üzerinde turist geliyor, bunun otuz milyonu Barcelona’ya gidiyorsa bunların büyük çoğunluğu Gaudi’nin hayranlıkla izlerken insanın aklını başından alan eserlerini görmek içindir.
*TÜ Fatih Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Öğretim Görevlisi





Kadir Şişginoğlu
Son Yazıları Kadir Şişginoğlu (tüm yazıları)
- GALLERİA dell’ACCADEMİA ve Michelangelo’nun “ustalık eseri DAVUT” - Aralık 20, 2022
- DÜNYANIN İLK YERALTI SERAMİK MÜZESİ - Nisan 18, 2022
- Kadir ŞİŞGİNOĞLU Kent Kültür Vitrini Müzeler - Şubat 8, 2022