MODERN ÇAĞIN SANAT GÖRÜŞÜ

MODERN ÇAĞIN SANAT GÖRÜŞÜ

Teknoloji çağının modern sanatı yüzyıllardır edinilmiş olan görüşlerin tersine bir anlayış sergilemektedir. Objelerin somut görünüşlerinde sanat eserine giden yolları benimseyen ve eski yapıtların estetiğine bağlı kalarak direnenleri bu sanat memnun etmemiştir. Bu nedenle 1900’lerden bu yana biçimlendiği gözlemlenen modern sanat hakkında olumsuz yorumlar yapılmış, hatta bazı ülkelerde devlet gücü bu anlayışı yasaklamak istemiştir. Eskiye ve geleneğe bağlı kalanlar yeniliklere de karşı çıkmışlardır. Ancak, yıllar boyu büyük eleştiriler alan Picasso’nun modern sanatın ustaları arasında yer alması, her yeni sanatsal duruma tepki vermenin yerinde olmayan bir durum olduğuna örnek teşkil etmektedir.

Modern sanata kesin karşı koymakla tavır alan ülkeler, özellikle Hitler rejimi Almanya’sı ile Rusya ve onun boyundurluğundaki Doğu bloku ülkeler olmuştur. Katı rejimlerle yönetilen ülkelerde sanat, devletin bir propaganda aracı olmuştur. Bu ülkelerdeki sanatın gerçek amacı da insanın iç ifadesi olmamaktadır. Resim sanatında araştırılan, deneylenen pek çok buluşlar daha sonra mimari ve iç mimarlıkta uygulama alanları bulmuştur.

Jugendstil’in, kübizmin ve Mondrian’ın neoplastizminin günümüzün mimarlık ve iç mimarlığında oynadığı rol büyüktür.

 

Modern Sanat, yalnızca bir topluma yönelik olmamaktadır. Modern sanat, insan aklının yaratıcılığını gösteren bir alandır. “Herkes için bir sanat” anlayışı insanın iç dünyasının gerekli bulduğu bir sanatı ifade etmektedir. Bilindiği gibi endüstri ve teknoloji günümüzde toplumsal çevreyi, dolayısıyla insan yaşamını dünya politikasını ve dünya görüşlerini etkilemektedir. Bu denli güçlü faktörlerin etkilediği ortam içerisindeki sanatçıların artistik çalışmalarını bu etkenlerin biçimlendirdiği şekilde ürettikleri görülmektedir. Ekonomik savaşlar, sosyal sarsılma lar, krizler, materyalizme olan güvensizlik ile ilgili olmaktadır.

Sanatçı bunun sonucunda materyalizmin neden olduğu endişe ve huzursuzluklara tepki göstermiş ve resimde objeyi parçalayıp yok etme yolunu seçmiştir.

Bireyin içsel kapanışına paralel olarak, sanatçılar da uygarlıktan kaçma eğilimleri göstermişlerdir. Bu yönden bakıldığında sanatta ilkel yapıtların etkilerini yadırgamamak gerekir. Sanatçı için doğanın optik görünümü yerine, yaratacağı psikolojik görüntü önem kazanmaya başlamıştır.

Gauguin, endüstriyel ortamın bozmadığı doğayı ve insanı Tahiti’de aramıştır. Kübistler objenin gerçek formunu parçalayarak tepkilerini göstermişlerdir. Objenin dış görünüşünü anlatım konusu olarak reddederek tuvalden tamamen çıkarmakla, materyalist düşünceye olan tepkiyi gösteren soyut akımlar ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılın ortalarında doğa motifi genel olarak heykel ve resimde azalma göstermiştir. Resimde en önemli nokta, sanatçının resimde değerlendirdiği ögeler yani, yeni biçim ve boya görünüşleri olmuştur. Sanatçılar soyut çalışmalarında doğa ile ilgili motifleri göz ardı etmemişler, ancak doğa taklitçisi olmayarak doğaya paralel çalışmışlardır. Doğa benzeri motiflerin ortaya çıkması sanat yapıtının yapı maddesinin işlenmesi esnasında doğmaktadır.

Örneğin; Sandenborg’un eserlerinde ortaya çıkan sürat ve derinlik algısı uyandıran motifler uzay olayı gibi görünüş sergileyen çizgiler ve lekeler tamamen çalışma esnasında gelişmektedir. Bu görüş, o dönemde Avrupa’da ortak bir görüş olmuştur. Halbuki 20. Yüzyılın başlarına kadar sanat eserlerinin maddesi, doğa görünüşleri renklerine ve biçimlerine benzetilmiştir. Konu da, sanat yapıtının yaratılmasında önemli bir etkendir Bu nedenle Rönesans sanatında, manyerist, Barok, Rokoko dönemlerinde ve Empresyonizm de boya, gözlenen şeyin resmedilmesine malzeme oluşturmuştur. Kandinsky, boyayı kendi içsel yaşamının psikolojik orkestrasyonu için kullanmıştır. Boya resimde tek başına kendi materyal görünüşüyle anlatım yapma yolunda olmuştur. Sanatçı, boyayı kendi iç dünyasının anlatımında araç olarak kullanmaktadır. Günümüz sanatçıları maddenin strüktürel görünümünde kendi içsel anlatımlarını bulmuşlardır.

Tabii ki madde strüktürüne bu denli değer verilmesi, strüktür teknolojisinin de doğmasına yol açmıştır. Sanat yapıtındaki madde strüktürü, endüstriyel üretimi de etkilemeye başlamış, sanat yapıtı ile oluşan bu strüktür teknolojisi günümüzde endüstrinin hizmeti altına girmiştir. Sanat tarihinin başlangıcından, mağara resimleri çağından (Prehistorik) beri, yani: Aurignacien’den Ortataş çağının ortalarına kadar tüm dünyada somut sanatı izlerken, insanoğlunun toprağı yerleşip tarıma başladıktan sonra sanatta da soyutlamanın başlangıcını görmek mümkün olmuştur. (Abstraction) soyut sanat, tek bir sanatçının tarzı olmadığı için Münih, Paris, Moskova, Amsterdam, Zürih gibi şehirlerde sanatçılar birbirlerinden habersiz olarak ve dünyanın değişik yerlerinde soyut çalışmalar üretmişlerdir. Örneğin, Kandinsky, Münih’te 1910’da ilk soyut suluboya çalışmaları yaptığı zaman, aynı tarihlerde Malevich ve Larionov1913’te süprematist çalışmalar yapmışlardır.

Delaunay, 1912’de “Orphist” çalışmalarını uygulamış, fütüristler 1909’da manifestoları nı yayınlamışlardır. Endüstrinin seri icatlarla endişe verici bir hızla gelişmiş olması, plastik sanatlarda da biçim parçalama eğilimini ortaya çıkarmıştır. Bu parçalanma içgüdüsünü Erich Fromm şu şekilde açıklamıştır: “Parçalayarak yok etme içgüdüsü yaşanmamış bir hayatın tepkisidir”… Bireylerin iç dünyalarını ilk kez araştıran Sigmund Freud olmuştur. Kendi içine dönme isteği, psikanaliz çalışmaları ile bilimsel olarak izah edilmiştir. Bilinçaltının keşfi toplum açısından son derece önem taşımaktadır ve 20. yüzyılın sanatını açıklamak konusunda da etkili olmuştur. Sanatçı, materyalizmin sebep olduğu huzursuzluk ve endişelere içsel bir tepki olarak figür ve nesneyi parçalayarak yok etmiştir.

Kübist ve ekspresyonist akımlar objenin dış görünümünü anlatım aracı olarak reddetmişler, tuvalden tüm olarak atmışlardır. 1907’de Willem Worringer, “Abstraktion un Einfühlung” adlı kitabında bu noktaya önemli değinmiştir. Cezanne’ın resimlerinde objeyi geometrik biçimler üzerine konstrüktif olarak oturtması ve bilimsel perspektiften uzaklaşması, Gauguin’in resimlerini arkaik sağlamlığa geri götürmek istemesi, Picasso ve Braque’ın doğa biçimlerini parçalayarak analitik kübizm anlayışına varmaları: doğa biçimlerinin resimde renk ve biçim özgürlüğüne engel olduğu sonucunu göstermiştir. Kandinsky, “doğa kendi biçimini kendi amaçları için, sanat da kendi biçimini kendi hedefleri için yaratmaktadır” inancı ile mutlak soyut resme ulaşmıştır.

Endüstrinin elektronikleşmesi ile beraber bireylerin içsel gerginlikleri, gerilimleri de artmıştır. Sosyal umutsuzluklarla ilgili olarak ruhsal birikimin yarattığı içe kapanış psikolojisi ekspresyonist sanatçılarda kendisini ifade edebilecek bir yol bulmuştur. Ekspresyonistlerde doğa biçimleri isyanına rağmen tanınabilirken, fovistler, aşırı renkler ile ve biçimleri dağıtarak çalışmışlardır. Heykel sanatında ise Enst Barlach’ın bağıran, isyan eden figürleri, sanki endüstri yaşamına başkaldırı ve isyan niteliğindedir. Toplumun değer verdiği aşk, güzellik, Tanrı kavramları giderek önemini yitirmiş, sanatta da onları idealleştirmekten söz edilemez olmuştur.

Kaynakça

  • Turani, A., Dünya Sanat Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 2013
  • İpşiroğlu, N., Sanatın Tarihi, Hayalperest Yayınevi, İstanbul 2011
  • Mülayim, S., Sanata Giriş, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul 2008
  • Güvenli, Z., Sanat Tarihi, Varlık Yayınları, İstanbul 2012
  • Ersoy, A., Sanat Kavramlarına Giriş, Hayalperest Yayınevi, İstanbul 2016

 

The following two tabs change content below.

IŞIL SAVAŞER

Sanatçı İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Anadolu Lisesi mezunudur. İstanbul Üniversitesiİnsan Biyolojisi – Biyokimya bölümünü bitirdi. Mimar Sinan Üniversitesi Plastik Sanatlar Resim bölümünden Prof. Dr. Cihat Aral sonra Doç. Dr. Yiğit Aral atölyesinde uzun yıllar çalıştı. Klasik resim eğitimi ile birlikte resim sanatı tarihi dersleri almıştır. Yeditepe Üniversitesi G.S.F Yüksek Lisansını tezini başarıyla tamamlamıştır. Yeditepe Üniversitesi'nde Doktora tezini yüksek onur derecesiyle ve birincilikle bitirmiştir. Türkiye Ressamlar Derneği üyesidir. Sanatçı Lebriz.com üyesidir. UNESCO üyesidir. İngilizce bilmektedir. Dr. Öğretim Üyesidir. Medipol Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık fakültesinde öğretim üyeliği yapmaktadır. Kavramsal Sanat & Enstalasyon ve Yaratıcı Çizim & İllustrasyon derslerini vermektedir. Plastik çalışmalarının yanı sıra sanat yazarlığı ve sanat eleştirmenliği yapmaktadır. Çeşitli uluslararası internet sitelerinde ve bazı basılı sanat yayınlarında makaleleri yayınlanmaktadır.
BU SAYFAYI PAYLAŞ

.